8 Nisan 2014 Salı

Koşan Kadın Sendromu

Merhaba Sevgili Okur,



Modern çağın ilerlemesiyle birlikte değişen sosyolojik şartlar gereği kadın yani anne evinden ayrılıp iş dünyasına katıldı. Böylece anne, eş, kız, kızkardeş gibi evdeki geleneksel rollerinin dışında bir de işyerinde işçi, çalışan gibi etiketler de edindi. Ancak işyerindeki emeklerinin yanısıra bu geleneksel rollerindeki işlerini de yaparak çalışmaya devam ettiler. Bu yeni ve çok hızlı hayatın kadınlar üzerinde fiziksel,ruhsal ve duygusal etkileri oldu tabi. Yorgun argın işten dönen kadın evinde akşam yemeğini hazırlama, eşinin istediği gömleğini ütülemek, çocuklarının ev ödevlerine yardım etmek ve onlarla kaliteli vakit geçirmek, bir yandan eşlerine sevgili olarak memnun etmekle koşturmak zorunda kaldılar.  Bunları yaparken kendilerinden o kadar uzaklaştılar ki. Dünyadaki yerlerini, kim olduklarını, kendilerinin dünyadaki yerini kaybetmiş oldular. Kim olduklarını kaybedince gerçek duygularını bağlantılarını da kaybettiler.  Ayrıca hormon dengeleri de bu hızlı ve seri hayat tarzından etkilenmiş durumda. Kadınlar iyi bir eş, iyi bir çalışan, iyi bir anne olmak adına bütün enerjilerini veriyorlar. Sürekli koşturuyorlar, sürekli daha iyisini yapabilirim hissi ile parçalanıyorlar. İnsanüstü bir enerji çıkıyor ortaya. Uyku düzenleri bozuk, yeterince beslenemeyen biz kadınlar bu enerjiyi nasıl sağlıyoruz peki? İşte burada kortizol ve adrenalin devreye giriyor. Bu hormonlar bizi sürekli tetikte tutarak gün içinde aktif kalmamızı sağlıorlar. Atalarımızdan bize miras kalan ve hayatta kalmamızı sağlayan –kaç ve kurtul  içgüdümüzü tetikleyen bu hormonlar ise vücutta ne etki yaratıyor? Sürekli olarak adrenalin salgılanan vücut, beyin tarafından ‘tehlikedesin ve enerjiye ihtiyacın var’ olarak algılanarak daha fazla yağ ve şeker ihtiyacı  yaratıyor. Vücudumuz, glikozin ve yağ ihtiyacı duyduğu için bu tarz gıdalara yöneliyor. Bu ise, atalarımız olan mağara  kadınlarının vücut biokimyaları ile günümüz kadının vücut biokimyası arasındaki ciddi farklılıklar doğuruyor. Modern kadının bedeni,  yaşadığı bu hızlı hayatı karşılayacak kalitede besinlerle beslenemediği ve uyumadığı için, vücudunda çok ciddi hasarlar oluşmakta.. Modern kadın sistemini açmak için güne kafeinle başlamak ve akşam uyuyabilmek yani sistemi kapatmak için içkiye ihtiyaç duyar hale geliyor. Vücuduna ve varlığına bunu yaparken sürekli olarak: ’ Yetemiyorum. Daha iyisini yapabilirim. ‘ hissiyatı içinde hemde.






Tüm bunların ışığında sizlere şunu demek istiyorum kızkardeşlerim: kendinize iyi bakmalısınız…

Yeni doğan bebeğinizi emzirme aralarınızda, işyerinizde, toplantı aralarında, akşam iş dönüşü salonda koşturan yumurcakların arasında… Kendinize iyi bakmalısınız.  Nefesinizle tekrar bağlantı kurmalı, varlığınızın mükemmelliği ile bağlantı kurmalısınız.

 Hayatınız çok değerli…
 Siz de ..
Lütfen hayatınızı buna göre yaşayın.



Ayşe Tolga:
9 Haziran 1973 doğumlu olan Ayşe Tolga,1994 senesinden beri ekranlardan tanıdığımız bir yüz. Oyunculuk ve sunuculuk kariyerinin yanı sıra 2004'den beri  beslenme sistemleri ve detox, masaj ve vücut terapileri üzerine eğitimlerle başladığı serüvenine, Bangkok da SPA kurulumu ve yöneticiliği, Londra'da  klinik aromaterapi, Provence'da da parfümcülük  eğitimleriyle devam etmiştir. Cilt ve vücut bakımı konusunda da, eğitim alarak uzman estetisten olan Ayşe Tolga,  güzellik,  fitness, detox, yoga, sağlıklı yaşam ve beslenme  konusundaki deneyim ve bilgilerini, blogunda ve dergilerde yazdığı yazılarla paylaşmakta, verdiği küçük tüyolarla, okuyucularının hayat kalitelerini arttırmayı amaçlamaktadır. 

Ayşe Tolga’nın kurucusu olduğu aromaterapi markası aisha'nın saf aromaterapi yağları, anne ve bebek ürünlerini satın almak isterseniz: http://www.aisha.com.tr/